Sistematik işgalciliğe karşı verilen mücadelelerin İsrail rejimindeki olumsuz yansımalarından biri de İsrail’in kurduğu 6 yeni gözaltı merkezi ve hapishanelerin kötüye giden koşulları olmuştur. Maalesef artık İsrail’in Filistinli esirler için kurduğu hapishaneler insanlık onuruna karşı gelinebilecek en kötü noktaya ulaşmıştır.
İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli tutsaklara yönelik insanlık dışı muameleler, sistematik işkence ve ağır hak ihlalleri, uluslararası kamuoyuna son 4 senedir ciddi anlamda yansımıştı. Bu konuda İsrail, hapishane koşullarında siyasi ve toplumsal baskılar ile düzenleme ihtiyacı hissetmeye başlamıştı. Fakat son günlerde insan hakları örgütlerine yansıyan ve bizzat işgal rejimi tarafından servis edilen görüntüler, hapishanelerdeki zalimliği ve gaddarlığı, vahşetin ne denli büyüdüğünü, İsrail’in insanlığa karşı umarsızca suçlar işlediğini Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm medya insanlığın gözü önüne sermiştir.
Bilinen verilere göre hapishanelerde tutulan Filistinli sayısı, gözaltı yapılanlar dâhil en az 22 bin civarındadır. Varsayılan-Olası Tehdit adı altında, suçlamalar olmadan ve yargılama yapılmaksızın “idari gözetim” usulüyle keyfi şekilde insanlar alıkonulmakta, tutsaklar hem fiziki hem psikolojik şiddet ve işkenceye, tacizlere ve tecavüzlere, açlığa, kirliliğe, tıbbi ihmale ve tecrit uygulamalarına maruz bırakılmakta; tuvalet ve temizlik gibi en insani haklarından dahi mahrum edilmektedir.
Gözaltında ya da tutuklu bulunan Filistinlilere ilişkin yasal haklar 7 Ekim sonrası sınırlandırılmış, avukata erişim, savunma hakları, görüş gibi haklar rafa kaldırılmış ya da yok denecek derecede kısıtlanmıştır. Koğuş koşulları bir havyanın dahi kalamayacağı yerler hâline getirilmiş, mahkûmların yemek ve su ihtiyaçları “ölmeyecek kadar”’ karşılanmaya ve mahkûmu bitkinleştiren hastalıklarla boğuşmaya zorlamaktadır. Bu tarz sistematik zulümler, vücut direncini kırmayı hedefleyen, çelimsizleştirerek kasları gitgide iskelete çeviren bir işkence diyetinden ibarettir. Bunların haricinde mahkûmlara bizzat ya da ailenin veya başka mahkûmların yanında şiddet-taciz ve tecavüz edilmekte; “Yaşa İsrail” şeklinde tezahürat yapmaya zorlanmaktadır. Birçok mahkûmun vücudunda kesikler, kırıklar, kopuk uzuvlar veya cinsel organlarında yaralar bulunmakta, aile bireylerine ait bilgiler veya eşyalar kendisine verilerek ruhen korkutulmak suretiyle tutsakların psikolojik gardı düşürülmekte ve akıl sağlığını yitirmelerine sebep olunmaktadır.
Tüm bu uygulamalar, 7 Ekim sonrası bir işkence intikam silsilesi maksadıyla, Filistinlilerin yerlerinden edilmesi ve farklı yöntemlerle ölüme terk edilmesi, Müslüman nüfusun yok edilmesi maksadıyla işgal ve katliam kültürünün bir başka çehresi hâline getirilmiştir.
Uluslararası Hukukçular Birliği olarak, tüm bu yaşanan zulümlerin farkındayız. Faillerin tamamı, bugün Uluslararası Ceza Mahkemesi ve BM Adalet Divanı tarafından “SAVAŞ SUÇLULARI” sanıklar olarak tasnif edilmiştir. İşkencelerin failleri, dünyanın medeni birçok devleti tarafından arananlar listelerinde yerini almıştır.
Son zamanlarda, İsrail tarafında gündeme getirilen, Filistinli tutukluların idam edilmesine yönelik yaklaşımın ne insani ne hukuki bir tarafı bulunmaktadır. Cezaevindeki insanları öldürmek veya asmak gibi ucube yaklaşımın, bugüne kadar, herhangi bir devlette vaki olmuş bir durum değildir. Bu yapılmak istenen katliamın önüne geçilmesi için, tüm dünyadaki sivil toplum kuruluşlarını karşı duruşa çağırıyoruz. UHUB olarak da bu durumu şiddetle kınıyoruz. Tüm bu insan hakları ihlalleri, İsrail’in sistematik zulmüne karşı dur diyebilen gerçek hukukçular ve adalet arayan vicdan sahiplerince kayda alınmaktadır. Elbet vakti nüzul ettiğinde suç failleri, işledikleri suçlar nezdinde adalete hesap verecek ve dünya vicdanı bir nebze olsun rahatlayacaktır.
Av. Necati Ceylan
UHUB Genel Sekreteri
